25 Kasım 2010 Perşembe

Aşk, Sarmaşık

"Aşk" sözcüğü sarmaşık demekmiş. Bir sarmaşık nasıl servileri, çınarları sarıp sarmalıyorsa aşk da servi boylu dilberleri, çınar gibi yiğitleri öyle sarıp sarmalarmış. Ve her sarmaşık sardığı ağacı kuruturmuş sonunda. Dıştan güzel ve yemyeşil gözükürmüş ama içten içe çürütür, kurutur, çökertirmiş.

İskender Pala
Aşk öyle bir hastalık ki, hasta bu hastalıktan zevk alıyor, kurtulmak, derman bulmak istemiyor. Öyle bir acı ki; aşk sahibi bunu arzu ediyor ve aşk derdine uğrayan kişi bir daha iyileşmek istemiyor. Acı çeken acıdan kurtulmak istemiyor.

Bir Türk Milliyetçilik Tarihi ve Coğrafyası- Çağlar Keyder


Cumhuriyetten Önce
Türk milliyetçiliği, Alman modelinin başlattığı çizgide, 19. yüzyılın ‘geç kalmış’ milliyetçilikleri genel bağlamında ortaya çıktı. Türk milliyetçiliğinin tam anlamıyla şekillendiği Birinci Dünya Savaşı yıllarında, bütün imparatorluklar dağılıyor ve milliyetçilik dünya çapında meşruiyet kazanıyordu. Türk milliyetçiliği, aynı zamanda, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki rakip milliyetçi akımlardan beslenmiş, bunlara tepki olarak geliştirilmiş ve bunların getirdiği sınırlamalara maruz kalmıştı. Osmanlı reformcuları, esas olarak devletin modernleştirilmesini hedefliyorlardı, imparatorluğu bu yolla koruyabileceklerini umdukları için, bu hedef milliyetçi bir boyut taşıyamazdı. Osmanlı eliti, pek çok etnik gruptan bireyler barındırıyordu ve bunların ortak çabası Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmadan modern dünyaya katılmasını sağlayacak bir dönüşüm gerçekleştirmekti. Çeşitli dinsel ve etnik grupların mensuplarından oluşan bu elit, hiç değilse Balkan Savaşlarına kadar, imparatorluğun ayakta kalabileceği yolunda iyimser bir inancı paylaşıyordu. Bugünden geriye bakarak, Osmanlılık’a bu bağlılığın safiyane olduğu hükmünü vermek yanlış olur.1912 sonrasında ise, hem Düvel-i Muazzama (Büyük Devletler) arasındaki rekabet hem de güçlenen yerel milliyetçilikler, imparatorluğun dağılması sürecine tersine çevrilemez bir ivme kazandırdı.

4 Kasım 2010 Perşembe

27 Mayıs 1960 Nasıl Okunmalı

Neredeyse yarım yüzyıl önce gerçekleşen 27 Mayıs darbesi, uzunca bir dönem hem siyaset sahnesinin solunda hem de sağında yer alanların tutum ve yönelimlerini etkilemiş önemli bir dönüm noktasını ifade eder. Hem hakim sınıflar bloku içindeki kamplaşmaların ve devletin belli başlı kurumlarının yeniden şekillendiği bir dönüm noktası olduğu için Türkiye’nin siyasi tarihinde boylu boyunca ele alınması gereken bir dönemeci ifade eder.

Siyasetin solunda yer alanlarının önemli bir kısmı oldum olası kendilerini 27 Mayıs’a sahip çıkmak zorunda görmüş, siyasetin sağındakiler ise 27 Mayısı lanetlemekle söze başlamayı adet edinmiştirler. Bugünkü AKP hükümetinin de kendisine yönelik MSP-RP geleneğini temsil etme iddialarına karşı özenle DP-AP-ANAP çizgisinin devamcısı olarak kendini tanıtmaya özen göstermesi rast gele bir durum değildir. Hatta belki AKP’nin karşısındaki rakiplerinin duruşları ve yan yana gelişleri kadar, edaları da bu eski kutuplaşmayı fazlasıyla andırmaktadır. Bir yandan da sosyalistleri bu kutuplamaya yedekleme gayretleri çoktandır olmadığı kadar artmaktadır.